Ah Sosyal Medya Ah!

Geçenlerde operatör değişikliği yapmam gündeme geldi. Bir arkadaşım seçtiğim operatör için “bazı yerlerde çekmiyor, zor çekiyor” gibi cümleler kurdu. Nasıl sevindim anlatamam. Aman arada da çekmesin demeden kendimi alamadım…

Özellikle hayatımıza giren akıllı telefonlarla başlayan sosyal medya maceralarımız. Evlisinden, bekârına, gencinden çocuğuna her birimizin içinde var olduğu mecra. Ben yokum diyen bile şu an bu satırları okuyorsa içinde olmuş oluyor.

İçinde var olmayı abes sayan bir grup yokta değil. Haklılar mı? Evet, haklı tarafları oldukça çok. Fakat hiç mi yararı olmadı bu mecranın bizlere.

Öncelikle sosyal medyadan evvel cep telefonlarından, sonrasında akıllı telefonlardan bahsetmek lazım.

Cep telefonları eskiden ulaşılamaz olanları kolayca ulaşılabilir kıldı başta. Bir akademisyen, bir sanatçı, bir bakan, bir milletvekiline daha önceden kolay ulaşılamazken şimdilerde hızlıca twitterdan mesaj atıp, e-posta gönderip, instagramda takip edebiliyoruz. Fena mı oluyor ulaşabiliyoruz. Aynı durumda herkesler de bize ulaşabiliyor. Aramızda bir engel olmadan. Yani ilk kırılma cep telefonlarının hayatımıza girmesiyle başladı. Sonrası hızlandı tabii.

Herkesin bir hikâyesi var artık. İlkokul arkadaşımı face’ten buldum. Twitterda beni retweet yaptı. Face arkadaşlarım, takipcilerim vs vs. Ve bunlar bize ne kadar mutluluk verdi. Koltuklarımız kabardı. Kendimizi bir özel hissettirdi.

İki çift lafta cep telefonlarının bedava dakikaları ve internetlerine söylemek istiyorum. Bedavalar çıktı, problemler çoğaldı… Kesinlikle böyle. Eskiden telefonun olmadığı zamanlarda insanlar problemlerini kendi içlerinde çözer, unutur yollarına devam ederlerdi. Şimdi bedavanın hayrına mı şerrine mi bilinmez misal -gelin olan kız evlenir evlenmez tüm olan biteni telefonda sayıyor da sayıyor- Bedavalar pusuda bekleyen konuşma hızımızı daha bir arttırdı anlayacağınız. Konuştukça dertlerimizi daha bir dillendirir olduk. Konuştukça ağzımızdan gereksiz birçok şey dökülmeye başladı.

Konuştukça açıkçası saçmalamalarımız arttı. Ağız bir açılınca kapanmayı bilmedi anlayacağınız. Saatlerce konuşmak problemi çözer mi?

Elimizde telefonlar herkesin hayatına girip, çıkabiliyorduk artık. Kim Nerede? Ne yedi? Neyi beğendi? Ne giydi? Üzgün mü? Kızgın mı? Kırgın mı? Artık istediğimiz kişinin hemen her şeyine ulaşabiliyor ve haber alabiliyorduk. Ayrıca kendimizle ilgili bilgide verebiliyorduk…

Birden “Yaa küçükken kimseler önemsemedi mi bizi acaba?” demeden kendimi alamayacağım. Beğenme, benimsenme, takip edilme yönümüz bu kadar tatmin edilmemişti sanırım. Benlik duygumuzu iyi tatmin etti. Verilmeyen değeri bulduk(!)

Birde içinde var olmayıp dikizleyen bir grup var. Hem eleştirip hem de gizliden insanları takip eden bir zümre. İçinde var olanları eleştiriyorsan sende var olmamalısın.

Eee herkes telefonları, bilgisayarları çöpe mi atsın?

Televizyon hayatımıza ilk girdiğinde dini değerleri olan insanlar ne tepkiler göstermişti hatırlarsanız, sonradan ne oldu? Dini yayın yapan televizyon kanalları çıktı, çoğaldı.

Aslına bakarsanız bunların hepsi bir süreç. Hayatımıza giren hemen hemen her yenilikte bir sarsılıyoruz. Bizden olmayan, bizim değerlerimize yakın olanı sorgulamadan, bize dönüşebilir mi sorusunu sormadan.

Açıkçası sosyal medyayla toplum olarak biraz erken rastlaştık. Sersemledik, bir tuhaf olduk. Ya içine girip saçmaladık, ya da dışında durup seyrettik.

Biraz sakin olunması taraftarıyım. Bu da geçecek, bu da bir süreç. Bu süreçten sonra başka uygulamalar, alışılmışın dışında farklı aletler hayatımıza girecek. Bize düşen temel değerlerimizden uzaklaşmamak ve kendi değerlerimizle var olmak. Bu arada da riyadan uzak kalmak.

Gözlerimizi yumduğumuzda sadece kendimize karanlık yaparız. Böyle bir gerçek var. Bir anneyseniz sosyal medyayı çok iyi kullanmalı ve bilmelisiniz. Çünkü çocuğunuzu anlamanız ve yönlendirebilmeniz için buna ihtiyacınız var. Var olup olmamak tabiî ki sizin tercihiniz. Fakat pasta börek paylaşmak, bazı mahrem şeyleri ifşa etmek için var oluyorsanız o ayrı bir konu. Sosyal medya olmasa da fark etmezdi. Buradaki zafiyet; ahlâki zafiyet yani.

Mesele normal hayatınızda nasılsanız sosyal medyada da o şekilde bir duruş sergilemek. Yoksa normal hayatta dini değerleriniz konusunda ciddi titizlik gösterdiğiniz bir konuda sanal âlemde sınır tanımazsanız riyanın dibine vurmuşsunuz demektir.

Tek çare olduğunu düşündüğüm İHSAN sıfatı her zaman başımızın ucunda bizi bekliyor aslında… Peygamber Efendimize soruyorlar “İhsan nedir?” Peygamber Efendimiz soruyu şöyle yanıtlıyor:  “Allah’a, onu görüyormuşçasına kulluk etmendir. Sen O’nu görmesen dahi O seni görür.”

“Sen O’nu görmesen dahi O seni görür” bilinci bugün evde tek başına otururken, yarın kalabalık bir ortamda gezerken, sanal âlemde dolaşırken, her an her yerde aklımızda olduğu sürece sorun yok…

Tülay Arsal