Adalet Mü'minin Ahiret Azığıdır

IMG_5421[1]

Bismihi Subhan.

Adalet yurdunun kapısı ba’s günüdür. Kullarını dünyada imtihan eden Malik cc, din gününde onlara adaletle hükmeder. Zerre kadar amelin bile adalet terazisinde tartılmasından sonra kime cennet ikram edilmişse cennete, kim cehennemi hak etmişse cehenneme gider. Allah cc “el-Adl” dir. O, kullarına bu dünyada el-Halîm (mühlet veren) ismi ile, ahrette de el-Adl (adaletle hükmeden) ismi ile muamele eder. Kuluna da; cenneti istiyorsa dünyada adaletli davranmasını tembih ve tavsiye eder. Bunun en açık ifade edildiği ayetlerden biri Maide Suresi, sekizinci ayettir:

“Ey iman edenler! Allah için adaleti ayakta tutan (hâkimler), adalet timsâli şahitler olun. Bir kavme duyduğunuz kin sizi adaletten sapmaya sevk etmesin. Âdil davranın, takvaya daha yakın olan da budur. Allah’a karşı takvalı olun. Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (1)

Kim ki bu ayette tavsiye edilen düsturları hayatına geçirir, kendine şiar edinir, adil davranır, dürüst olursa bu kimseler hakkında Kuran’da bir müjde vardır. Hucurat Suresi, dokuzuncu ayette, Müslüman toplulukların arasını adaletle düzeltme tavsiyesinden sonra Allah-ü Tealâ adil davrananları sevdiği müjdesini vermektedir.(2)

Hz. Süleyman (as), seçilmiş ilk hükümdar peygamber olan Hz. Davud’un oğlu idi. O, dünyaya geldiği evin bir köşesinde büyürken, aynı evin bir başka köşesinde devlet meseleleri görüşülüyor, davalar görülüyor ve “yeni din” tebliğ ediliyordu. Hz. Süleyman’ın çocukluk dönemi gerek kendi yaratılışındaki olgunluktan, gerekse bir parçası olduğu ailenin manevi sorumluluklarının ağırlığından dolayı babasıyla beraber davalarda bulunarak yahut dini irşad çalışmalarına bizzat şahit olarak geçti. Bu yaşam tarzı ve olaylar silsilesi, Hz. Süleyman’ın olgunlaşma sürecini hızlandırdı. Öyle ki Kur’an’da zikredilen bir davanın çözülmesi vakası gerçekleştiğinde Hz. Süleyman 11 yaşındaydı.(3) Bu öyle bir on bir yaştı ki kendisine peygamberlik ve hükümdarlık verilmiş olan Hz. Davud, kendisine başvurulan bir müşkilin çözümü için on bir yaşındaki oğlunun reyini sormuş ve verdiği hükme de tâbî olmuştu. Hz. Süleyman, çocukluğundan itibaren dinin nasıl tebliğ edildiğini, devletin nasıl yönetildiğini görerek büyüdü. Babasından sonra hükümdar olduğunda devlet yönetimindeki en önemli iki unsurun maddi ve manevi güç ve sağlam bir adalet sistemi olduğunu biliyordu. Bu sebeple olsa gerek, kendisine peygamberlik vazifesi verildiğinde Rabbinden üç şey istedi. Bunlardan biri merhametli ve yumuşak huylu olan babasının yapmayı arzu ettiği, plan ve projesini hazırladığı ancak yaptıramadığı mescidi yaptırmaktı. Böylece babası kıyamete kadar hayırla yâd edilecek ve hayırlı bir evladın yaptırdığı bu sadaka-i cariyeden dolayı amel defteri kapanmayacaktı. İstediği kendisine verildi ve Hz. Süleyman Mescid-i Aksa’yı yaptırdı. Kur’an’da, Sâd Suresinin otuz beşinci ayetinde Hz. Süleyman’ın dilinden dökülen duayı öğreniyoruz: “ Ey Rabbim! Beni bağışla ve bana benden sonra hiç kimseye yaraşmayan bir mülk ve saltanat ver. Çünkü sen çok lütufta bulunansın.” O güne kadar kimseye verilmeyen ve O’ndan sonra da kimseye verilmeyecek olan bir saltanat, bir bağış olarak kendisine verildi.(4)

Üçüncü ve son isteği ise; çocukluğundan beri tecrübe ettiği, iki dünyada da kazançlı çıkmasını sağlayacak bir hasletti: adalet. Zîra O Rabbinden, kendisine başvurulan her türlü müşkilin halledilmesinde doğruya isabet etme kabiliyeti istedi. Böylece bilmeden de olsa asla kimseye haksızlık etmeyecek, hiçbir davada yanlış sonuca varmayacaktı. Adaletli kulunu seven Allah-u Teala, kendisinden adaletli olma erdemini isteyen kulunun duasını kabul buyurdu. Enbiya Suresi yetmiş dokuzuncu ayette hem Hz. Davud’a hem de Hz. Süleyman’a hüküm (hikmet ve peygamberlik) ve ilim verdiğini haber veriyor. Hikmetin ne olduğuna baktığımızda, olayları gerçek mahiyetine vâkıf olma, zâhiri ve bâtıni anlamlarını bilme kudreti olduğunu görüyoruz. Sonuçta bu adil hükümdar, kendisine lutfedilen bu hasletle Kur’an’da övülen bir kul oldu. Adalet O’nu ebedi saadete kavuşturdu.(5)

Kur’an’da adalet kavramı idarecilikle, Hz. Davud ve Hz. Süleyman’la sınırlı değil. Adaletli olmaya teşvik eden konular arasında; hüküm vermede(4/58), şahitlikte(65/2), barışta(4/94), öfkede(5/8), gayri müslimleri imana davette(60/8), heva ve hevese uymada(4/135) adalet emredilmiştir.(6)

“Adalet ahlakı” sosyal hayatımızdaki ilişkileri şekillendirmediği müddetçe ziyandayız demektir. Anlaşılan o ki bu dünyada adil olan kula ahirette merhamet vardır. Bu dünyada zalim olan kula ise ahrette ilahi adalet vardır. Vesselam…

Melahat GÜNGÖR

1. Feyzü’l-Furkan, Hasan Tahsin Feyizli, Server İletişim,5/8
2. a.g.e. ,49/9
3. a.g.e. ,21/79
4. a.g.e. ,38/39
5. a.g.e. ,38/30
6. Parantezlerde belirtilen ayetler konuya ilişkin örneği temsil etmektedir. Konular sadece zikredilen ayetle sınırlı değildir.