40 Hadis

 وعنْ معاذٍ رضي اللَّه عَنْهُ أَنَّ رسُول اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم أَخَذَ بيَدِهِ وقال :

       « يَا مُعَاذُ ، وَاللَّهِ إنِّي لأُحِبُّكَ » فقال

: « أُوصِيكَ يَا معاذُ لا تَدعَنَّ في دُبُرِ كُلِّ صَلاةٍ تقُولُ : اللَّهُمَّ أعِنِّي على ذِكْرِكَ ، وشُكْرِكَ ، وَحُسنِ عِبادتِكَ » .   رواهُ أبو داود بإسناد صحيحٍ .

 

  1. Muâz radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onun elinden tuttu ve: “Muâz! Vallahi seni gerçekten seviyorum” Sonra sözüne şöyle devam etti: “Muâz! Her namazdan sonra şu duayı mutlaka okumanı tavsiye ediyorum: Allâhümme einnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibâdetik: Allahım! Seni anıp zikretmek, nimetine şükretmek, sana lâyık ibadet etmek için bana yardım eyle!.”

[Ebû Dâvud,salat,361,1522, Vitr 26; Nesâi, Sehv 60; Müsned, Ahmed bin Hanbel, 5/247,r,22216]

 

  1. Ebû Yahyâ Suheyb İbni Sinân radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  şöyle buyurdu: “Mü’minin durumu gıbta ve hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir özellik sadece mü’minde vardır: Sevinecek olsa, şükreder; bu onun için hayır olur.  Başına bir belâ gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur.”

[Müslim, Zühd 64]

 

  1. Enes İbni Mâlik radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, (çocuğunun) mezarı başında (bağıra-çağıra) ağlayan bir kadının yanından geçti.

Ona: “Allah’dan kork ve sabret!” buyurdu.

Kadın: “Çek git başımdan; zira benim başıma gelen felâket, senin başına gelmemiştir.” dedi.

Kadın Hz. Peygamber’i tanıyamamıştı. Kendisine, onun Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem olduğunu söylediler. Bunu duyar duymaz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in kapısına koştu, orada kapıcılar yoktu. (Özür beyân etmek üzere Hz. Peygamber’e):

“Sizi tanıyamadım,” dedi.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de:

“Sabır dediğin, felâketle karşılaştığın ilk anda dayanmaktır” buyurdu.

[Buhârî, Cenâiz 32, 43; Ahkâm 11; Müslim, Cenâiz l4-l5. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz 23; Tirmizî, Cenâiz 13; Nesâî, Cenâiz 22]

 

  1. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Allah Teâlâ  şöyle buyurdu demiştir:

“Dünyada sevdiği bir dostunu aldığım zaman, (sabredip) ecrini Allah’tan bekleyen mü’min kulumun katımdaki  karşılığı cennettir.”

[Buhârî, Rikak 6]

 

  1. Ebû Saîd ve Ebû Hüreyre radıyallahu anhümâ’dan rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Yorgunluk, sürekli hastalık, tasa, keder, sıkıntı ve gamdan, ayağına batan dikene varıncaya kadar müslümanın başına gelen her şeyi, Allah, onun hatalarını bağışlamaya vesile kılar.”

[Buhârî, Merdâ1, 3; Müslim, Birr 49]

 

  1. Enes İbni Mâlik radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Allah, iyiliğini dilediği kulunun cezasını dünyada verir. Fenalığını dilediği kulunun cezasını da, kıyamet günü günahını yüklenip gelsin diye, dünyada vermez.”

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem (yine) şöyle buyurmuştur:

“Mükâfâtın büyüklüğü, belânın şiddetine göredir. Allah, sevdiği topluluğu belâya uğratır. Kim başına gelene rızâ gösterirse Allah  ondan hoşnut olur. Kim de rızâ göstermezse, Allahın gazabına uğrar.”

[Tirmizî, Zühd 57. Ayrıca bk. İbnî Mâce, Fiten 23]

 

  1. Ebû Saîd radiyallahu anh’dan Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a şük­retmiş olmaz.”

[Ebu Davûd, Edeb/11; Tirmizî, Birr/35; îbııi Hanbel, IT/258, 295. 303, 388,Bu hadisi Tirmizî (1955), Muh. b. Abdirrahman b. e. Leylâ an Atiyye an Ebî Saîd asl-ı senedi ile tahrîc etti ve isnâdı hakkında “hasen sahîh” hükmü verdi.]

 

  1. Abdullah İbnu Amr İbni’l-Âs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Mü’min kul, arz ahalisi içindeki has sevdiği (evladı) elinden alındığı zaman sabreder ve mükâfaat umarsa Allah o kulu için cennetten aşağı bir mükâfaata razı olmaz.”

[Nesâî, Cenâiz: 23]

 

  1. Atâ İbnu Yesâr rahimehullah anlatıyor Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kul hastalandığı zaman Allah Teâlâ hazretler ona iki melek gönderir ve onlara: “Gidin bakın, kulum yardımcılarına ne diyor bir dinleyin!” der.

Eğer o kul, melekler geldiği zaman Allah’a hamdediyor ve senalarda bulunuyor ise, onlar bunu, her şeyi en iyi bilmekte olan Allah’a yükseltirler Allah Teâla hazretleri, bunun üzerine şöyle buyurur: “Kulumun ruhunu kabzedersem, onu cennete koymam kulumun benim üzerimdeki hakkı olmuştur. Şâyet şifâ verirsem, onun etini daha hayırlı bir etle, kanını daha hayırlı bir kanla değiştirmem ve günahlarını da affetmem üzerimde hakkı olmuştur.”

[Muvatta, ayn: 5, (2; 940)]

 

  1. Yahyâ İbnu Vessâb, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın Ashabından bir yaşlıdan naklediyor, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “İnsanlara karışıp onların ezalarına katlanan müslüman, onlara karışmayıp, ezâlarına katlanmayandan hayırlıdır.”

[Tirmizî, Kıyâmet: 56, (2509); İbnu Mace, Fiten: 23, (4032)]

 

  1. Üsâme İbnu Zeyd (radıyalahu anhümâ) anlatıyor, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Kim, kendisine yapılan bir iyliğe karşı, bunu yapana: “Cezâkellâhu hayran (Allah sana hayırlı mükâfaat versin!)” derse teşekkürü en mükemmel şekilde yapmış olur.”

[Tirmizî, Birr 86, (2036).]

 

  1. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’a hamdederek başlanmayan her önemli iş bereketsiz olur.”

[Ebû Dâvûd, Edeb 18. Ayrıca bk. İbni Mâce, Nikâh 19]

 

  1. Ebi Ümame el-Bahili’den (ra) rivayet edilen bir hadisinde şöyle buyurmaktadır: “Al­lah tarafından size verilenlerin en azı, yakin ve sabırda azimet sa­hibi olmaktır. Bu ikisinden kendisine pay verilen kimse, kaçırdığı gece namazı ve gündüz oruçlarını önemsemez. Bulunduğunuz hal üzerinde sabırlı olmanız, benim için sizden her birinin, diğerlerinin tamamının ameliyle yanıma gelmesinden daha sevimlidir. Ama ben, benden sonra dünyanın kapılarının sizlere açılmasından ve birbirinizi tanımaz hale, sema ehlinin de sizi tanımaz hale düşme­nizden korkarım. Böyle bir durumda her kim sabreder ve mükafaatını Allah Teala’dan beklerse, sevabının tamamını kazanmış olur”

[Ebû Tâlib El-Mekkî-Kûtü’l-kulûb]

 

  1. İbnu’l-Münkedir’in Cabir’den (ra) rivayet ettiği hadiste ise Allah Resulü’ne (sav) imanın ne olduğu sorulunca şu cevabı verdiği nak­ledilir; “Sabır ve hoşgörüdür”.

[Tirmizî, Tefsir-i Suret-i 9/9; İbni Mâce, Nikah/5; îbııi Han-bel, V/278, 282]

 

  1. Allah Resulü (sav) buyurdu ki: “Yemek yiyip şükreden, oruç tu­tup sabreden gibidir”.

[Buhârî, Et’ıme/56; Tirmizî. Kıyamet/43; tbni Mâce, Siyam/55; Dârimi, Et’ıme/4 İbni Han­bel, 11/283, 289 IV/323.]

 

  1. Sevban (ra) ve Ömer b. Hattab’dan (ra) şu hadis rivayet edilmiş­tir: “Mallar hazineye indirildiği zaman Ömer (ra), ‘Hangi malları edinelim?’ diye sordu. Allah Resulü de (sav) şöyle buyurdu: Sizden biri, zikreden bir dil ve şükreden bir kalp edinsin”

[Tirmizî, Tefsir-i Suret-i 9/9; İbni Mâce, Nikah/5; îbııi Han-bel, V/278, 282]

 

  1. Allah Resulü’nden (sav) şu hadis-i şerif rivayet edilmiştir: “Afiyet ver­men, benim için daha sevimlidir”. O, Ali’ye de (kv), hastalığı esna­sında sabır niyaz ettiği zaman şöyle demiştir: “Allah Taala’dan im­tihan niyaz ettin. O’ndan afiyet niyaz et”.

[Tirmizî, Da’avat/91; İbni Hanbel, V/231, 235]

 

  1. Allah Resulü’nden de (sav) şu hadis-i şerif rivayet edilmiştir: “Dünyevi bakımdan kendinden aşağıdakine, dini ba­kımdan da kendinden yukarıdakine bakan kişi Allah Teala tarafın­dan sabreden ve şükreden olarak yazılır”

[Tirmizî, Kıyamet/58]

 

  1. Ebu Bekir-i Sıddık (ra) Allah Resulü’nden (sav) rivayet ettiği hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır: “Allah’tan afiyet isteyin. Kula afiyetten daha üstün olarak verilen tek şey yakindir”.

[Buhâri, Cihad/112, 156 Temenni/8; Müslim, Cihad/20; Ebu Davûd, Cilıad/89; Tirmizî, Da’avat/84, 101, 128; İbni Mâce, Dua/5; Dârimi, Siyer/6.]

 

  1. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Dayanılamayacak dertten, insanı helâke götürecek tâlihsizlikten, başa gelecek fenalıktan ve düşmanı sevindirecek felâketten Allah’a sığınınız.”

[Buhârî, Daavât 28, Kader 13; Müslim, Zikir 53. Ayrıca bk. Nesâî, İstiâze 34, 35]

 

  1. İbni Ömer radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in dualarından biri şu idi:

“Allâhümme innî eûzü bike min zevâli ni‘metike ve tehavvüli ‘âfiyetike ve fücâeti nıkmetike ve cemîi sahatik: Allahım! Verdiğin nimetin yok olup gitmesinden, lutfettiğin âfiyetin bozulmasından, ansızın vereceğin cezâdan ve senin gazabını üzerime çekecek her şeyden sana sığınırım.”

[Müslim, Zikir 96. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 32]

 

  1. Ebu Musa (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “İşittiği şeyin verdiği ezaya azîz ve celil olan Allah’tan daha sabırlı kimse yoktur. Çünkü O’na şirk koşulur, evladlar nisbet edilir. O, yine de onlara âfiyet ve rızık vermeye devam eder.”

[Buharî, Edeb: 71, Tevhîd: 3; Müslim, Sıfâtu’l-Münâfıkîn: 49]

 

  1. Şeddâd İbnu Evs (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselem) namazda şu duayı  okumamızı öğretiyordu:

“Allahım! Senden işte (dinde) sebat etmeyi, doğruluğa da azmetmeyi istiyorum. Keza nimetine şükretmeyi, sana güzel ibadette bulunmayı taleb ediyor, doğruyu konuşan bir dil, eğriliklerden uzak bir kalb diliyorum. Allahım, senin bildiğin her çeşit şerden sana sığınıyorum, bilmekte olduğun bütün hayırları  senden istiyorum, bildiğin günahlarımdan sana istiğfar ediyorum!”

[Tirmizî, Daavât 22, (3404); Nesâî, Sehv 61.]

 

  1. Ebû Mâlik Hâris İbni Âsım el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Temizlik imanın yarısıdır. Elhamdülillah duası mizânı, sübhânellah ve elhamdülillah sözleri ise yer ile gökler arasını sevap ile doldurur. Namaz nurdur; sadaka burhandır; sabır ziyâdır. Kur’an senin ya lehinde ya da aleyhinde delildir. Herkes sabahtan (pazara çıkar)  nefsini satar; kimi onu âzâd  kimi de helâk eder.”

[Müslim,Tahâret 1. Ayrıca bk.Tirmizî, Daavât 86]

 

  1. Ebû Saîd Sa’d İbni Mâlik İbni Sinân el-Hudrî radıyallahu anhümâ’dan nakledildiğine göre, Medineli müslümanlardan bir kısmı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den bir şeyler istediler. O da verdi. Sonra yine istediler. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, elindekiler bitinceye kadar verdi. Verebileceği şeyler tükenince onlara şöyle hitab etti:

“Yanımda bir şeyler olsaydı, onları sizden esirgemez, verirdim. Kim dilenmekten çekinir, iffetli davranırsa, Allah onun iffetini arttırır. Kim tok gözlü olmak isterse, Allah onu başkalarına muhtaç olmaktan kurtarır.  Kim de sabretmeye gayret ederse, Allah ona sabır verir. Hiç bir kimseye, sabırdan daha hayırlı ve büyük bir lutufta bulunulmamıştır.”

[Buhârî, Zekât 50, Rikak 20; Müslim, Zekât 124. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Zekât 28; Tirmizî, Birr 77; Nesâî, Zekât 85]

 

  1. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivâyet edildiğine göre, kendisi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e tâun hastalığını sormuş, o da şöyle buyurmuştur:

“Tâun hastalığı, Allah Teâlâ’nın dilediği kimseleri kendisiyle cezalandırdığı bir çeşit azaptı. Allah onu mü’minler için rahmet kıldı. Bu sebeple tâuna yakalanmış bir kul, başına gelene sabrederek ve ecrini Allah’tan bekleyerek bulunduğu yerde ikâmete devam eder ve başına ancak Allah ne takdir etmişse onun geleceğini bilirse, kendisine şehit sevabı verilir.”

[Buhârî, Tıb 31; Ayrıca bk. Buhârî, Enbiyâ 54; Kader 15; Müslim, Selâm 92-95]

 

  1. Enes İbni Mâlik radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinlediğini söylemiştir: “Allah Teâlâ buyuruyor ki: “Kulumu, iki gözünü kör etmekle imtihan ettiğim zaman sabrederse, gözlerine karşılık olarak cenneti veririm.”

[Buhârî, Merdâ 7; Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 58]

 

  1. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah, hayrını dilediği kişiyi sıkıntıya sokar.”

[Buhârî, Merdâ ]

 

  1. Enes İbni Mâlik radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Başına bir musibet geldi diye hiç biriniz ölümü temenni etmesin. Mutlaka böyle bir şey temenni etmek zorunda kalırsa: ‘Allahım, benim için yaşamak hayırlı olduğu sürece beni yaşat, hakkımda ölüm hayırlı olduğu zaman da beni öldür’ desin.”

[Buhârî, Merdâ 19; Daavât 30; Müslim, Zikir 10, 13. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz 9; Nesâî, Cenâiz 1; İbni Mâce Zühd 31]

 

  1. Sa`d İbni Ebû Vakkâs radıyallahu anh şöyle dedi:

Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber Medine’ye gitmek üzere Mekke’den yola çıkmıştık. Azverâ denen yere yaklaştığımızda Resûl-i Ekrem bineğinden indi. Sonra ellerini kaldırarak bir süre dua etti. Sonra secdeye kapandı, uzunca bir süre secdede kaldı. Tekrar ayağa kalktı, yine ellerini kaldırıp bir müddet dua etti. Sonra secdeye kapandı. Bunu üç defa tekrarladı. Buyurdu ki:

“Rabbimden dilekte bulundum ve ümmetim için şefaat niyaz ettim. O da ümmetimin üçte birini bana bağışladı. Ben de Rabbime şükretmek için secdeye kapandım. Sonra tekrar başımı kaldırıp Rabbimden ümmetimi bağışlamasını diledim; O da bana ümmetimin üçte birini bağışladı. Ben de bunun üzerine Rabbime şükür secdesine kapandım. Sonra tekrar başımı kaldırıp Rabbimden ümmetimi diledim; O da bana ümmetimin geri kalan üçte birini bağışladı. Ben de Rabbime şükretmek üzere secdeye kapandım.”

[Ebû Dâvûd, Cihâd 152]

 

  1. Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi:

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem geceleyin kalkıp ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Bunun üzerine ona:

– Yâ Resûlallah! Senin geçmiş ve gelecek bütün hataların bağışlandığı halde niye böyle kendini yoruyorsun? dedim.

Bana cevâben:

– “Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurdu.

[Buhârî, Tefsîrû sûre (48), 2; Müslim, Münâfikîn 81.]

 

  1. İbni Abbâs radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Bir kimse istiğfârı dilinden düşürmezse, Allah Teâlâ ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve ona beklemediği yerden rızık verir.”

[Ebû Dâvûd, Vitir 26. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 57]

 

  1. Ebu Saîd Sa’d b. Sinan el-Hudrî’den (r.a) rivayet edilmiştir. Ensar’dan bir grup Rasûlüllah’ti’an sadaka istediler. O da verdi. Sonra yine istediler, yine verdi. Nihayet yanındakiler tükendi. Rasûlüllah elindeki her şeyi verdikten sonra onlara şöyle buyurdu: “Yanımda hayra sarfedilecek bir şey artakalsaydı, onu sizden esirgemezdim. Her kim dilenmekten sakınıp iffetli yaşamak isterse, Allah onu iffetli kılar. Başkalarına muhtaç olmamak isteyenleri Allah hiç kimseye muhtaç etmez. Sabretmek için çaba harcayanla­ra da Allah sabır verir. Hiçbir kimseye sabır kadar yarar ve geniş kapsamlı bir ni’met bağışlanmış değildir”.

[Buhârî; Kitabuz Zekat, 3/265, il/260, Müslim; Kitâb’uz-Zekat, 1053. İmam Nevevi, Riyaz’üs-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi]

 

  1. Hazreti Enes b. Mâlik (radıyallahü anh)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Allah Rasûlü(aleyhissalatü vesselam) şöyle buyurmuştur: “İman iki kısımdan müteşekkil bir bütündür; onun bir yarısını sabır, diğer yarısını da şükür oluşturur.”

[Feyzu’l-Kadîr, 188/3, Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, VII, s. 127]

 

  1. Enes İbni Mâlik radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ, kulunun bir şey yedikten sonra hamdetmesinden, bir şey içtikten sonra hamdetmesinden hoşnut olur.”

[Müslim, Zikir 89. Ayrıca bk. Tirmizî, Et’ime 18]

 

  1. Ebû Mûsâ el-Eş‘arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir kulun çocuğu vefat ettiği zaman Allah Teâlâ meleklerine:

– “Kulumun çocuğunu elinden aldınız öyle mi?” diye sorar. Onlar da:

– Evet, diye cevap verirler. Allah Teâlâ:

– “Kulumun gönül meyvesini mi kopardınız?” diye sorar. Melekler:

– Evet, diye cevap verirler. Allah Teâlâ tekrar:

– “O zaman kulum ne dedi?” diye sorar. Melekler:

– Sana hamdetti ve “innâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn: Biz Allah’tan geldik, Allah’a döneceğiz” dedi, diye cevap verirler.

O zaman Allah Teâlâ şöyle buyurur:

– “Kulum için cennette bir köşk yapın ve ona hamd köşkü adını verin.”

[Tirmizî, Cenâiz 36]

 

  1. Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı şunları söylerken işittim:

“Herhangi bir kul sıkıntıya düşer de “Biz Allah’dan geldik, Allah’a döneceğiz. Allahım, başıma gelen musibetin ecrini ver ve bana bundan daha hayırlısını lütfet” diye dua ederse, Allah Teâlâ onu uğradığı sıkıntıdan dolayı mükâfatlandırır ve ona kaybettiğinden  daha hayırlısını verir.”

[MüsIim, Cenâiz 3, (918); Muvatta; Cenâiz 42, (1, 236); Ebu Dâvud, Cenâiz 22, (3119); Tirmizi, Da’avât 88; (3506)]

 

  1. Ebu Hureyre (ra) dan rivayetle Peygamber Efendimiz (sav): “Yemek yiyip şükredenin derecesi, (nâfile) oruç tutup sabredenin derecesi gibidir.”

[Buhâri; Kütüb-i Sitte, c. 17, s. 176, hadis no: 559 -1765, Sahihu Süneni’t-Tirmizi (2021)]

 

  1. “Kıyamet gününde ‘hamd edenler ayağa kalksın’ denildiğinde yalnız Allah’a çokça ve her halükarda şükredenler ayağa kalkar.”

[Taberâni; Ebu Naim; Beyhakî, Gazâli, İhyâ-i Ulûmi’d Din, c. 8, s. 547]

 

  1. Allah Resulü (sav) ise sabır hakkında şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki sevmediğiniz birşeye karşı sabırda, birçok hayır gizlidir.”

[İbni Hanbel, V/319 IV/385, Ebû Tâlib El-Mekkî-Kûtü’l-kulûb]