4. Sayı / Editörden

aa

Bu sayımızda, yolcusunu itidal üzere muhafaza eden, ifrat ve tefritten uzak bir yoldan bahsettik: İSTİKAMET

Hiçbirimiz buralarda kalıcı değiliz.  “Niçin geldik, niçin gidiyoruz?” sorularının cevabını vermiş olmamız lazım. Gün geliyor ki şu koca dünya bize dar geliyor. Bir önceki dünyamız olan ana rahminden çok geniş olmasına rağmen. Belki de sırat-ı müstakimin son noktasıdır arzulanan, kim bilir? Zira insan bu dünya için yaratılmamıştır. Öyle olsaydı insanlar; bu dünyada mutlu olur, doyuma ulaşabilirlerdi. Ama her zaman daha fazlası isteniyor. Nihâî noktada mutluluğu arzu ediyorsak istikamet üzere bir hayat sürmek icab eder.

Tabiî olarak istikamete ulaşmada karşımıza bir takım engeller çıkacaktır. Her zaman tırmanmak zor, düşüş kolaydır. Manevî yükselişte de zahmete katlanmak, rahmete vesile olacaktır. Fıtratımızda olan Hakk’ı ve hakikati arayış, ilahî programa göre yönlendirilmezse esfel-i safiline düşüş yaşanacaktır.

Efendimizi (sav) ihtiyarlatan sure, bizi neden ihtiyarlatmaz? Zor olanı ve sıkıntıları göze alamamaktan kaynaklanıyor diyebilir miyiz? Ancak her nimet, bir külfete tâbidir, unutmayalım.

Bültenimizde, iman-istikamet ilişkisini inceleyip istikamet üzere bir hayattan kesitler sunduk. Fert ve toplum hayatında istikamete değinip istikamette niyetin kontrolüne dair paylaşımlarda bulunduk. Farklı yönlerden ele aldığımız konumuzda şiirler ve denemelerle de hep “istikamet” dedik.

Sen usandırma eli el de usandırmaz seni
Hilekârlık eyleme kimse dolandırmaz seni
Dest-i a’dâdan soğuk su içme ki kandırmaz seni
Korkma düşmandan ki âteş olsa yandırmaz seni
Müstakîm ol Hazret-i Allâh utandırmaz seni.

Farklı bir konu ile bir sonraki bültenimizde birlikte olmak temennisiyle…