3. Sayı / Editörden

2

Günümüzde varoluş sebebine ulaşamamaktan kaynaklanan anlam karmaşası içinde mutsuzluk ve huzursuzluğun insanları kuşattığını görebiliriz.

Ruhlar âleminde tadılan gerçek sevgiye ulaştıracak bilgiye sahip olup, fark etmemiz gereken şeyleri fark edebilme becerisine aklımızı kullanarak neden sahip olmayalım?

‘Mutluluk, yokluğun yarılarak, içinden varlığın çıkmasıdır.’ diye tarif etmişler. İnsan fıtratını fark edip anladığı ölçüde saadete ulaşabilir. Zira fıtrat kişiyi, kendini yaradana götürür, O’nu bildirir. O’nu bilen, tanıyan ve fark edene ne mutlu. Aksi halde mutluluk avuçlarının arasından bir kuş misali uçup gidebilir.

İnsan, diğer varlıklardan farklı olarak akıl nimetiyle donatılmıştır. Kişi, aklı ile insan olma vasfını kazanır. Fıtratın hakikatini gören ise aklını gerçek anlamda kullanandır. Aklını kullanıp, ezel meclisinde verilen sözü tutan kişi, fıtrata tabi ahlaki bir hayat sürer ve bu süreç onu kemale eriştirir.

Yazarlarımız, İslam fıtratı üzere dünyaya gelen insanları, fıtrattan uzaklaştırıcı ne gibi engeller olduğuna değinmiş, bu engellere takılmadan dosdoğru yolda ilerleyebilmenin, fıtratın özüne uygun bir hayatın reçetesini sunmanın emeğini harcamışlardır.

Bu reçeteyi hayatında uygulamaya geçirenler fıtratın icabı ve doğal bir süreç olarak bilgiye ulaşırlar. Biz de bilinçaltında var olan bilgiyi, bilince çıkarmak için tetikleyici davranışları Hz. İbrahim’in hayatında bulabiliriz. Zira ona doğruyu bulup bilme kabiliyeti verildiği için, o bütün insanlığa örnek olmuştur.

Mesnevi-i Şerif’te:

“Dinle, bu ney neler hikâye eder,
Ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.”

“İştiyak derdini şerh edebilmem için
Ayrılık acılarıyla şerha şerha olmuş bir kalp isterim.”

Dizeleriyle aslından, vatanından uzaklaşmış olan kimsenin orada geçirmiş olduğu zamanı tekrar arayacağı ifadelerine yer verilmiştir. Birçok güzelliği yakalayacağınızı ümit ettiğimiz yazılarımızdan istifadeniz duamızdır.

Bir sonraki bültende buluşmak üzere hoşça bakın zatınıza…