19. Sayı / Editörden

unnamed

“Bilenlerle bilmeyenler hiç bir olur mu? ” buyurulmaktadır Zümer Sûresi’nde. İzahında ise : “Hiç, rablerine itaat ettikleri takdirde sevap kazanacaklarını ve ona karşı geldikleri takdirde günahkâr olacaklarını bilenlerle hiçbir şey bilmeyen, yaptığı amellerden hayır ve şer ümit etmeyenler bir olur mu? Elbette ki bunlar bir değildir. Fakat bunu ancak akıl sahibi olanlar düşünüp anlarlar. Cahiller böyle bir farkı idrak edemezler.” ifadeleri yer alır. Bu cehaletten Rabbimize sığınıyor, idrak sahibi nasipliler arasında olmayı murad ediyoruz.

“Kayıp aranıyor” yazıları, programları hepimizi derinden yaralıyor ve tanımasak ta bulunmaları için dualar ediyoruz. O cümle ile aklıma gerçek anlamı dışında kaybolma tehlikesi yaşayan manevi değerlerimiz de geliyor. Samimiyeti arıyoruz, sadakati arıyoruz. Erdemli, huzurlu adil ve dostane hayatlar arıyoruz. Onurlu fakirler, merhametli ve cömert zenginler nerede? Sağ elinin verdiğini sol eline bildirmeden veren, hiç tanımadığı kimsenin borcunu ismini bildirmede ödeyen, isar sahibi insanlar nerede? Elhamdülillah ki böyle güzel insanlar yok değil. Bu kutlu aylarda onların varlığını hissetmek mümkün olabilir. Aşk yolunda, af yolculuğunda dostunuz olsun öylesi insanlar.

Hz. Ömer (r.a) : “(Kıyamet gününde) hesaba çekilmeden önce (dünyada iken) nefislerinizi hesaba çekin; çünkü bu sizin hesabınızı kolaylaştırır. Orada amelleriniz tartılmadan önce, burada siz tartın ve amellerin Allah’a arz edileceği o büyük gün için (hayırlı ve sâlih amellerle) süslenin.” derken bizler de bu tavsiyeyi uygulamakta geç kalmayalım inşallah. Zahmette rahmet olduğu unutulmamalı. Katlanılan meşakkatli işler, sabır gösterilen olay ve durumlar, arttırılan taat ve ibadetler bu ayda daha bir anlam kazanacaktır. Hz. Ali (r.a) de bu konuda: “Hiç çalışmadan cennete kavuşabileceğini zanneden boş bir ümide kapılmıştır. Çalışma ve gayreti ile cennete gireceğini zanneden de (Allah’ın rahmetini unutup kendini yeterli bularak) aldanmıştır” der. Amelsiz cenneti istemenin ise bir çeşit günah olduğunu ifade etmiştir Hasan-ı Basri (rha) Nefsin aşırı arzularına sabır gösterenlerin kölelikten padişahlığa yükseldiğini söyleyenler ne de güzel söylemişler.

Nefsi terbiye yolunda orucun önemi tartışılmaz. “Ey iman edenler! Sizden önceki (ümmet)lere yazıldığı gibi, sizin üzerinize de oruç tutmak yazıldı (farz kılındı). Olur ki bu sayede takvâya erersiniz.” ayet-i kerimesinde orucun önemine işaret vardır.

Yemek yiyerek bedenimizin ihtiyacını sağlıyoruz. Evet ama ruhumuzun açlığını gidermek için ne yapıyoruz? Ruhumuzun tokluğu aç kalmakla mümkün olabilir mi? Mevlana, bu sorunun cevabını vermiştir: “Göklerden manevî rızık geldi ve can sofrası kuruldu.” Bu güzel ayda açlık ve tokluk ile aslında varlık ve yokluğu hissetmiş olmalıyız. Belki de bu farkındalık son on günde af dilekçemizi almaya vesile olacaktır. Öyle oruçlar tutmak nasib olsun ki; o oruçlar rahmete erip bağışlanmaya ve kurtuluşa yol olsun.

Ânın büyüsü, teravih namazı için hazırlık yapanların açtığı çeşmeden akan suda,

Ânın büyüsü, alnını secdeye koyan gençlerin, çocukların namazında,

Ânın büyüsü, gözlerden akan yaşlarla okunan Kur’anlarda,

Ânın büyüsü, tevbesine ne cevap verileceğini bilemeyen gözlerden akan yaşlarda,

Kim bilir belki de birbirimize gıyaben yaptığımız en içten dualarda.

Ya Rabbi, Hayy ve Kayyum olan ismin hürmetine Sana muhtaçlığımızı ifade ediyor ve Sen dilemedikçe hiçbir şeyin olmayacağı idraki ile ellerimizi, gönlümüzü Sana açıyoruz. Merhametini ve aşkını dileniyoruz. Layık olmasak da affımızı ümid ediyoruz.

Her şey gönlünüzce, gönlünüz de Rabbimizle olsun.