10. Sayı / Editörden

adsız

Varın haccı ifaya,
Erin sonsuz safâya.
Muhammed Mustafa’ya,
Bizden selam götürün.

Girenler aşk bağına,
Düşmez gaflet ağına.
O güzel Nur Dağı’na,
Bizden selam götürün

Rahman’ın sonsuz rahmetinin tecelli ettiği, bütün Müslümanların kuvvetli bir iman ve aşk ile kaynaştığı mübarek bir iklimi yaşamaktayız. Ne mutlu o kutlu beldelere ulaşanlara, ne mutlu gidemediği halde mahzun gönüllerle oradaymış gibi onlarlaymış gibi nasiplenmeye çalışanlara.

Allah’ın beytine ilk bakış… Hıçkırıklar arasında yaşaran gözlerle Kâbe’ye yönelen o ilk bakış ve dudaklardan dökülen dualar…

Medine sokaklarında adım adım Efendimizi soluyacak, cennet bahçesinde secde etme, cennetten gelen emanete dokunma, zemzemden doya doya içme fırsatını yakalayabilecek, o manevi havayı teneffüs edecekler. O ruh hali onları öylesine kuşatacak ki, döndüklerinde gözyaşları içinde anlatılmaz, yaşamak lazım diyecekler. Her sene tekrar gitmek arzusunda olacaklar. Haklılar, Rahmanın misafiri oldular zira.

Hacca gidenlerin Veysel Karani ile bir ortak noktası var. Efendimizin yanına kadar gidip O’nu görememek. Belki de bu hasrettir, onlara her sene tekrar tekrar hacca gidebilme aşkını veren.

Hac, edeptir, sabırdır, eğitimdir, anlamaktır, yaşamaktır.

Bu sayımızda Hz. İbrahim ve ailesinin imtihanından bahsedecek, onları kendimize model aile alacağız. Emre itaati, imtihana sabrı ve teslimiyeti onlardan öğreneceğiz. Rahmanın misafiri olmak vardı diyeceğiz. Hz. Hacer olabilmek diyeceğiz. Kurban ibadetine psikolojik açıdan bakacak, bayramda beslenme üzerine paylaşımlarda bulunacağız. Tavaf aslına dönmektir deyip Haccın faziletlerinden bahsedecek nice samimi ilticaların yükseldiği, tövbe ile gözlerin yaşardığı ve acziyetin yaşandığı mahşeri tabloyu seyredeceğiz. Kurban ve hacca dair daha pek çok konu ile sizlerle olacağız.

Allah için dökülen kanlar… Kesene de, kesilene de ne mutlu! Her ikisi de O’nun yolunda.

Kurban, yüce Allah’a kurbiyyet(yakınlaşma) niyeti ile kesilmelidir. Aslında bütün ibadetlerde  “Allah’ım ben bu ibadetimi Senin için yaptım.” diyebilmek o ibadetin hakkını vermektir.

Rasûl-ü Ekrem (sav) Efendimiz, “Bu benim için, bu da ümmetimden fakirlerin yerine” diyerek birden fazla kurban kesmiş, hatta Veda Haccı’nda altmış üçünü bizzat kendi elleriyle olmak üzere yüz deve kurban etmiştir. Bizler de kurbanlarımızı ilk elden, gerçek ihtiyaç sahipleri ile paylaşırsak kim bilir belki bu yardımlar dünyanın öbür ucundaki kardeşlerimizle yakınlaşma yanında Allah(cc) ile kurbiyete de vesile olur. Umulur ki Habil’in kurbanı gibi Hak katında kabul görür.

Allah’ın, cehennemden en çok kul âzad ettiği gün, arefe günü… Duamız, sevdiklerimizle birlikte, umûmen o affedilenlere dâhil olabilmek.

Temennimiz odur ki hac vazifesini ifa için Mekke ve Medine’de bulunan kardeşlerimiz, Hazret-i Ebubekir’in sıdk ve teslimiyetini; Hazret-i Ömer’in adâletini; Hazret-i Osman’ın hayâ ve cömertliğini; Hazret-i Ali’nin ilme düşkünlüğünü onlarla yaşamışçasına hissederler, yürüdükleri her yerde ashaptan bir iz görürler ve gönüllerine sabitlerler inşallah. Mebrur haclar ile dönen her mü’min asr-ı saadet ruhunu da getirecektir kesinlikle. Zira merhum Necip Fazıl’ın ifadeleriyle mü’min sıkıştırılmış şeker gibidir, deryayı tatlandıracak güce sahiptir.

Cenâb-ı Hakk, haclarınızı mebrur eylesin, isteyip de gidemeyenlere de en kısa zamanda ziyâret edebilmeyi nasîb buyursun! Kendisine muti olarak yaşatsın. Dünyamızı ve ahiretimizi ma’mur eylesin. Giden ağlıyor, gidemeyen ağlıyor. Gözyaşlarımız Rabbimizin katına yol bulsun.

Geceleriniz bereketli, bayramınız mübarek olsun!